Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’nin 17. Taraflar Konferansı COP17, 19 Ekim’de Erivan’da başladı.
30 Ekim’e kadar devam edecek konferans, 2022 yılında kabul edilen Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi’nin uygulanmasına ilişkin ilk kapsamlı küresel değerlendirmeye sahne oluyor.
Yaklaşık 200 ülkenin üzerinde uzlaştığı çerçeve, doğa kaybını 2030 yılına kadar durdurmayı ve tersine çevirmeyi amaçlayan 23 küresel hedef içeriyor.
23 hedeften 22’sinde rota tutmuyor
COP17 öncesinde yayımlanan değerlendirmeler, hedeflerin büyük bölümünde dünyanın yeterince hızlı ilerlemediğini ortaya koyuyor.
Ülkeler mevcut politikalar ve uygulamalarla 23 hedeften 22’sine ulaşma rotasında değil.
Birleşmiş Milletler’in ilk küresel değerlendirmesine göre ülkelerin yaklaşık yüzde 90’ı ulusal biyoçeşitlilik hedeflerini belirlemiş durumda. Ancak değerlendirilebilen ulusal hedeflerin yarısından azı istenilen ilerleme çizgisinde bulunuyor.
Bu tablo, ülkelerin taahhüt oluşturma aşamasından uygulamaya geçişinde ciddi bir açık bulunduğunu gösteriyor.
Dünyanın yüzde 30’unu koruma hedefi
Kunming-Montreal anlaşmasının en çok bilinen hedeflerinden biri, dünya üzerindeki kara ve deniz alanlarının en az yüzde 30’unun 2030 yılına kadar korunması.
Kara ve iç su alanlarında korunan bölgelerin oranının mevcut taahhütlerle 2030’da yaklaşık yüzde 27’ye ulaşabileceği hesaplanıyor.
Denizlerde ise ilerleme çok daha yavaş. Dünya okyanuslarının yaklaşık yüzde 10’u halen koruma altında bulunuyor. Mevcut taahhütlerin gerçekleştirilmesi halinde bile bu oranın 2030’da yaklaşık yüzde 12 seviyesinde kalması bekleniyor.
Doğaya zarar veren teşvikler masada
COP17’nin en önemli tartışma başlıklarından biri de kamu kaynaklarının doğaya zarar veren faaliyetlerden uzaklaştırılması olacak.
Kunming-Montreal çerçevesi, doğaya zarar veren teşvik ve sübvansiyonların 2030 yılına kadar yılda en az 500 milyar dolar azaltılmasını veya yeniden yönlendirilmesini öngörüyor.
Tarım, balıkçılık, enerji ve arazi kullanımına yönelik bazı teşviklerin ekosistem kaybını hızlandırdığına dikkat çekiliyor.
Biyoçeşitliliğin korunması için yalnızca yeni kaynak yaratılması değil, mevcut kamu kaynaklarının doğaya zarar veren faaliyetlerden doğa dostu yatırımlara yönlendirilmesi de kritik görülüyor.
Yılda 200 milyar dolarlık finansman hedefi
Finansman, Erivan’daki görüşmelerin en zorlu başlıklarından biri olacak.
Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi kapsamında 2030 yılına kadar biyoçeşitlilik için yılda en az 200 milyar dolar kaynak harekete geçirilmesi hedefleniyor.
Bunun içinde gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere sağlanacak uluslararası kamu finansmanının da 2030 yılına kadar yılda 30 milyar dolara çıkarılması öngörülüyor.
Ancak bu paranın kimler tarafından, hangi yöntemlerle sağlanacağı konusunda ülkeler arasındaki görüş ayrılıkları sürüyor.
İklim krizi doğa kaybını büyütüyor
Biyoçeşitlilik kaybının arkasında yaşam alanlarının yok edilmesi, aşırı kullanım, kirlilik, istilacı türler ve iklim değişikliği bulunuyor.
Bu nedenle COP17’de iklim değişikliği, biyoçeşitlilik kaybı ve kirlilik krizlerinin birbirinden bağımsız ele alınamayacağı vurgulanıyor.
Erivan’daki iki haftalık zirvenin temel sorusu ise artık yeni hedefler belirlemekten çok, mevcut hedeflerin 2030’a kadar nasıl hayata geçirileceği olacak.
